Yayın:
Tek tanrılı dinlerde ibadete çağrının mimariye yansıması

dc.contributor.advisorİnanan, Filiz
dc.contributor.authorHoroz, Gamze
dc.contributor.departmentSosyal Bilimler Enstitüsü
dc.contributor.departmentSanat Tarihi Ana Bilim Dalı
dc.contributor.departmentBizans Sanatı Bilim Dalı
dc.date.accessioned2025-10-10T12:33:19Z
dc.date.issued2025-06-17
dc.description.abstractBu tez çalışması, tek tanrılı dinler olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’te ibadete çağrı olgusunun tarihsel gelişimini ve bu çağrının mimariye yansımalarını kültürel, teolojik ve sanatsal bağlamda incelemeyi amaçlamaktadır. İbadete çağrı, her ne kadar temel olarak inananları toplu ibadete davet eden bir işlev görse de, zamanla bu işlevin ötesine geçmiş; dinlerin toplumsal organizasyonlarına, mekan kullanım biçimlerine ve dini yapılarının gelişimine yön veren simgesel bir unsur haline gelmiştir. Yahudilikte şofar, Hristiyanlıkta çan ve çan kuleleri, İslamiyet’te ise ezan ve minare, bu çağrının farklı dinî ve kültürel bağlamlardaki karşılıkları olarak ele alınmıştır. Çalışmada bu araçlar, yalnızca ritüel işlevleri açısından değil; aynı zamanda mimariyle kurdukları ilişkiler ve toplumda bıraktıkları izler bakımından değerlendirilmiştir. Tez kapsamında, Yahudilikte ibadete çağrı aracı olarak kullanılan şofarın tarihsel kökeni, dini ritüellerdeki yeri ve sembolik anlamı ele alınmış, ancak bu aracın mimari bir forma dönüşmediği görülmüştür. Şofar, daha çok kutsal zamanların ilanı, Tanrı ile bireysel iletişimin bir ifadesi ve ruhsal uyanışın aracı olarak kullanılmıştır. Buna karşın, Hristiyanlıkta çan ve çan kuleleri erken dönemden itibaren mimarinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş; özellikle Batı Avrupa'da çan kuleleri kiliselerin hem fonksiyonel hem de sembolik merkezleri olarak inşa edilmiştir. Çan kuleleri yalnızca ibadet zamanlarını bildirmekle kalmamış; kent siluetlerini belirleyen, toplumsal hafızaya kazınan ve estetik değer taşıyan yapılar olarak gelişmiştir. Gotik dönemle birlikte bu kuleler, hem mimari hem de teolojik birer anlama kavuşmuş, yüksekliği Tanrı’ya yaklaşmanın metaforu olarak yorumlanmıştır. İslamiyet’te ise ibadete çağrı, doğrudan ilahi bir emir olarak şekillenmiş ve ezan ile somutlaştırılmıştır. Ezanın duyurulması amacıyla zamanla minareler inşa edilmiş, bu yapılar İslam mimarisinde camilerle özdeşleşerek sadece işlevsel değil, aynı zamanda sanatsal, siyasi ve sembolik anlamlar taşıyan mimari unsurlar haline gelmiştir. Minareler, farklı dönem ve coğrafyalarda çeşitli biçimsel evrimler geçirmiş, ancak inancın kamusal mekanda görünür kılınması yönündeki ortak amaca hizmet etmişlerdir. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde minareler anıtsal birer yapı haline gelmiş, camilerin kimliğini belirleyen öğeler olarak öne çıkmıştır. Bu bağlamda çalışma, ibadete çağrı araçlarının sadece ritüel bir gereklilik değil, aynı zamanda kültürel belleği oluşturan, dini kimliği görünür kılan ve mekanı kutsallaştıran unsurlar olduğunu göstermektedir. Dinler farklı teolojik anlayışlara ve ritüel biçimlere sahip olsa da, inanan bireyleri Tanrı’ya çağıran sesin yükseldiği yapıların birer mimari hafıza mekanı haline geldiği görülmektedir. Sonuç olarak, şofar, çan kulesi ve minare gibi yapılar, bir sesin taşındığı nokta olmaktan öte, zamanla dinî kimliğin mimari bir mekanda cisimleştiği semboller olarak değer kazanmış ve her biri kendi kültürel bağlamı içinde kalıcı birer temsil aracı haline gelmiştir.
dc.description.abstractThis thesis investigates the concept of the call to worship within the three major monotheistic religions Judaism, Christianity, and Islam through a comprehensive historical, theological, and architectural lens. The study aims to analyze how auditory elements such as the shofar, bell, and adhan, used for summoning the faithful to prayer, have evolved into architectural expressions that reflect not only functional religious purposes but also serve as cultural symbols embedded in collective memory. While the initial function of the call to worship was to gather believers for communal prayer, over time it became a powerful representational tool that shaped religious space, urban identity, and spiritual perception. In Judaism, the shofar a ritual ram’s horn holds deep symbolic significance. It is used during sacred observances such as Rosh Hashanah and Yom Kippur and serves as a call for repentance, reflection, and divine awareness. However, the shofar did not lead to the development of a dedicated architectural form. Its impact remains primarily within the auditory and spiritual realms, without directly influencing synagogue design or urban layout. In contrast, Christianity, especially in Western Europe, developed bell towers as both functional and aesthetic components of church architecture. These towers, starting from early monastic use, evolved into dominant vertical structures that not only signaled worship hours but also shaped the visual identity of towns and cities. During the Romanesque and Gothic periods, bell towers reached monumental heights, symbolizing the aspiration toward heaven and divine presence. In Islam, the adhan emerged as a divine injunction initiated during the Prophet Muhammad’s lifetime and eventually found its spatial expression through the construction of minarets. Minarets, initially designed to project the voice of the muezzin across communities, gradually became integral elements of mosque architecture. These structures came to symbolize Islamic authority, sacred space, and public religiosity. Over centuries, minarets assumed various regional styles from the spiral forms of Samarra to the slender Ottoman examples yet consistently served as vertical signposts of divine presence within Islamic urban landscapes. Ultimately, this thesis demonstrates that the call to worship in each monotheistic faith is not merely a functional or liturgical act, but a deeply encoded ritual that becomes visible and permanent through architecture. The evolution of the shofar, bell tower, and minaret reflects each religion's distinct relationship with space, community, and the divine. These structures serve as monumental embodiments of belief, transmitting sacred sound while anchoring religious memory and cultural identity in the built environment.
dc.format.extentXII, 98 sayfa
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/11452/55482
dc.language.isotr
dc.publisherBursa Uludağ Üniversitesi
dc.relation.publicationcategoryTez
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.subjectTek tanrılı dinler
dc.subjectİbadete çağrı
dc.subjectŞofar
dc.subjectÇan
dc.subjectÇan kulesi
dc.subjectEzan
dc.subjectMinare
dc.subjectDini mimari
dc.subjectKültürel temsil
dc.subjectSembolizm
dc.subjectMonotheistic religions
dc.subjectCall to worship
dc.subjectShofar
dc.subjectBell
dc.subjectBell tower
dc.subjectAdhan
dc.subjectMinaret
dc.subjectSacred architecture
dc.subjectCultural symbolism
dc.subjectReligious soundscapes
dc.titleTek tanrılı dinlerde ibadete çağrının mimariye yansıması
dc.typemasterThesis
dspace.entity.typePublication
local.contributor.departmentSosyal Bilimler Enstitüsü/Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı/Bizans Sanatı Bilim Dalı

Dosyalar

Orijinal seri

Şimdi gösteriliyor 1 - 1 / 1
Küçük Resim
Ad:
Gamze_Horoz.pdf
Boyut:
6.79 MB
Format:
Adobe Portable Document Format