Bu öğeden alıntı yapmak, öğeye bağlanmak için bu tanımlayıcıyı kullanınız: http://hdl.handle.net/11452/3651
Başlık: Erken modern dönem Avrupa’sında toplumsal statü göstergelerinin janr resmindeki yansımaları
Diğer Başlıklar: Reflectı̇ons of sı̇ngs of socı̇al statue ı̇n early modern Europe ı̇n genre paı̇ntı̇ngs
Yazarlar: Uzunoğlu, Meryem
Milli, İpek Elif
Bursa Uludağ Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü/Resim Anasanat Dalı.
Anahtar kelimeler: Toplumsal sınıf
Social class
Eser çözümlemesi
Sanat eleştirisi
Figür
Mekân
Analysis of art work
Art critique
Figure
Space
Yayın Tarihi: 12-Tem-2019
Yayıncı: Bursa Uludağ Üniversitesi
Atıf: Milli, i. E. (2019). Erken modern dönem Avrupa’sında toplumsal statü göstergelerinin janr resmindeki yansımaları. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi. Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Özet: Büyük bir coğrafyaya yayılmış olan Avrupa toplumunu homojen bir bütün olarak ele almak mümkün değildir. Yüzyıllar içinde farklı topografik özellikler ve iklim koşullarının ayrıştırdığı farklı toplumları birbirine yaklaştıran en önemli iki unsur tarıma dayalı ekonomi ve dindir. Büyük bölümü Hristiyan inanışını benimsemiş olan Avrupa’da Orta Çağ’dan itibaren hiyerarşik bir toplumsal düzen geliştirilmiştir. Temeli üretim ilişkileri ve ekonomik çıkarlara dayanan bu düzen yüzyıllar boyunca toplumsal yaşamın her alanını etkilemiştir. Orta Çağ’ın ilk evrelerinde ekonomik gücü ve iktidarı elinde bulunduranların çıkarları doğrultusunda şekillenen bu hiyerarşik yapı içerisinde yer alan grupların net tanımları yapılmış ve sınırları belirlenmiştir. Üst tabakalara mensup soylular kendilerine verilen tüm imtiyazları kullanarak yüz yıllar boyunca refah içinde yaşamışlar; alt tabakadaki köylüler ise yarı köle düzeninde sefil bir yaşam sürdürmüşlerdir. Kilise VI mensupları da kendi menfaatleri doğrultusunda dini kurumsallaştırarak hem sistemin devamlılığını sağlamışlar hem de soyluların güç ve iktidarına ortak olmuşlardır. Orta Çağ’ın sonlarına doğru Avrupa’da yaşanan bir takım siyasi, ekonomik, teknik ve bilimsel gelişmelerle birlikte özgürleşen köylüler bağlı bulundukları senyörün topraklarından ayrılarak kentlere göç etmeye başlamışlardır. Coğrafi keşiflerin etkisi ve ticaretin gelişmesi ile birlikte nüfusları artan kentler önem kazanmıştır. Kentlerdeki fırsatların çokluğu ve üretim ilişkilerinin çeşitli oluşu yeni bir sınıfı görünür hale getirmiştir. Bütün bu unsurlar birbirini hem tetiklemiş hem de etkilemiş; böylece toplumsal ilerleme hiç durmadan devam etmiştir. Erken modern dönemin başlangıcında en alt tabakada başlayan çözülme, sonraki süreçlerde üst tabakalar arasındaki sınırların erimesiyle devam etmiştir. Rönesans ve Reform hareketlerinin etkisiyle bireysellik önem kazanmaya başlamış; Kilisenin öte dünyada mutluluk vaadiyle sıradan inananları bağladığı doktrinler geniş kesimlerce sorgulanır olmuştur. Sistemdeki çözülme toplumsal kesimler arasındaki hareketliliği arttırmış; üst tabakalara ve daha iyi statülere yükselme imkânı veya sahip olunan statüyü koruma gereksinimi orta tabakalarda gerilimli bir rekabet ortamının doğmasına yol açmıştır. Avrupa’daki hiyerarşik toplumsal düzen erken modern dönemde de varlığını korumuştur. Köylü, burjuva ve soylu sınıflarının çerçevelerini çizen tanımlamalar halen geçerlidir. Bireyin kendi kimliğini ait olduğu sınıf üzerinden tanımladığı bu süreçlerde diğer sınıftakiler “öteki”ler olarak algılanmaktadır. Ve ötekilere yönelik bakışın içinde ya kibir ve aşağılama ya da imrenme ve düşmanlık karışımı duygular bulunmaktadır. Gündelik yaşamın içinde kolaylıkla ayırt edilen farklı kesimler 17. ve 18. yüzyıllarda üretilen sanat yapıtlarında da çeşitli yönleriyle görselleştirilmişlerdir. Portreler, doğa görünümleri, natürmortlar ve gündelik yaşam sahneleri erken modern dönemde Avrupa’daki toplumsal yaşamın dinamikleri hakkında okumalar yapma olanağı sağlamaktadır. Günlük yaşamın çeşitli boyutlarıyla ele alındığı bu resimlerde genellikle ev içi sahneleri, meyhaneler, tavernalar, yeme-içme ritüelleri, festivaller, eğlenceler, pazar VII yerleri ve çalışma alanları bazen vakur, bazen de komik bir üslupla betimlenmektedir. Figürlerin kılık kıyafeti, beden dili ve davranışları ile içinde bulundukları mekân birer statü göstergesine dönüşerek anlamın taşıyıcılığını yaparken çoğunlukla hâkim sınıfın bakış açısını görünür hale getirmektedir. Bireysel kimliklerin ait olunan tabaka veya zümre üzerinden ifade edildiği Erken modern dönemde toplumsal statü göstergeleri kimliğin bazen doğrudan bazen de dolayımlı ifadeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak kimliğin “öteki” üzerinden tanımlandığı gündelik yaşam sahneleri, içinde barındırdığı önyargılar ve kullandığı sterotipler nedeniyle toplumsal yaşamın motomot tarihsel belgeleri olarak kabul edilmezler. Alt metninde ötekine yönelik kibir ve aşağılama ya da imrenme ve düşmanlık karışımı duyguların okunduğu bu resimler, izleyiciye belli bir tarihsel süreçte Avrupa toplumlarında farklılıkların nasıl algılandığına yönelik kanıtlar sunarlar. Bu araştırmanın konusu olan erken modernde toplumsal statü farklılıklarının gündelik yaşam sahnelerindeki yansımaları evlilik törenleri, kılık kıyafet, yeme içme alışkanlıkları, adabı muaşeret kuralları ve boş vakitleri değerlendirme, eğlence ve oyun bağlamında incelenmektedir.
It is not possible to consider the European society, which is spread over a large geography, as a homogeneous whole. The two most important elements that approach different topographical characteristics and climatic conditions in the course of centuries are agricultural and religion. From the Middle Ages, a hierarchical social order has been developed in Europe, most of which adopted the Christian belief. This structure, which is based on production relations and economic interests, has influenced every aspect of social life for centuries. In the early stages of the Middle Ages, the clear definitions of the groups within this hierarchical structure, shaped according to the interests of those holding the economic power and exercising power were made and their boundaries were determined. The nobles belonging to the upper levels lived in prosperity for hundreds of years using all the privileges given to them; the peasants in the lower layer lived a miserable life in semi-slave order. The members of the church, acting in their own IX interests, institutionalized the religion and ensured the continuity of the system and became a partner of the nobles' power and exercising power. By the end of the Middle Ages, the peasants who had been freed in Europe along with a number of political, economic, technical and scientific developments have begun to emigrate from the lands of seigniors which they are bound to the cities. With the impact of geographical discoveries and the development of trade, cities with increasing population have gained importance. The multiplicity of opportunities in the cities and the variety of relations of production have made a new class visible. All these elements both triggered and influenced each other; thus, social progress has continued unceasingly. At the beginning of the early modern period, the dissolution, which started at the lowest level, continued with the melting of the boundaries between the upper layers. With the effect of Renaissance and Reformation movements, individuality started to gain importance; the doctrines that the church has bonded ordinary believers with the promise of happiness in the other world have been widely questioned. The dissolution in the system increased the mobility among the social sectors; The possibility of raising to the upper layers and better status, or the need to maintain the status, led to the emergence of a competitive environment in the middle class. The hierarchical social order in Europe remained in the early modern period. The definitions which draw the frameworks of peasant, bourgeois and noble classes have been still valid. In these processes where the individuals define their identities through the class they belong to, the other classes have been perceived as “The Others”. In the gaze of others, there have been feelings of arrogance and humiliation, or a mixture of envy and enmity. Different sections which are easily distinguished in everyday life are visualized in various works in the works of 17th and 18th centuries. Portraits, nature views, still lifes and scenes from everyday life provide the opportunity to read about the dynamics of social life in Europe in the early modern period. In these paintings, which are dealt with various dimensions of daily life, home scenes, taverns, eating-drinking rituals, festivals, entertainments, market places and working areas are sometimes depicted in a dignified and sometimes funny manner. The X attire of the figures, body language and behavior, and the place they are in, turn into the status indicator and make the dominant class mostly visible while carrying the meaning. In the early modern period, when individual identities are expressed in terms of the layer or group, social status indicators appear as direct or sometimes indirect expressions of identity. However, the scenes of everyday life where identity is defined through “The Other” are not accepted as the literal historical documents of social life due to the prejudices they contain and the stereotypes they use. These pictures, in which the feelings of pride and humiliation or the mixture of envy and enmity are read, present to the viewer evidence of how differences are perceived in European societies in a particular historical process. The reflections of social status differences in daily life scenes, which are the subject of this research, are examined in the context of marriage ceremonies, costumes, eating habits, mannersand leisure time, entertainment and play.
URI: http://hdl.handle.net/11452/3651
Koleksiyonlarda Görünür:Yüksek Lisans Tezleri / Master Degree



Bu öğe kapsamında lisanslı Creative Commons License Creative Commons